0 yorum var - 01 Ağustos 2008 00:27
“erken bahara en çok yakışan çiçektir papatya. öncü kuvvet. dayanıksız bedeni ve kısacık ömrüyle atmasa kendini toprağa sanki arkadan gelen çiçekler yer bulamayacak. ama gücü bu ıtlak ve çokluktan kaynaklanmakta.
papatya iffet, papatya masumiyet.
bir papatya yazısı yazmaya kalkışan yazıcı için mitolojinin ve felsefenin ödünç vereceği bir malzeme yoktur. ne nergis gibi koskoca bir efsane ve birey merkezli bir kompleks saklar derinliğinde papatya, ne gül gibi başlı başına bir felsefe ya da ihtilaldir; ne de lale gibi bir devir açar bir devir kapar papatya.
papatya kendiliğinden. özene bakıma ihtiyacı yok. bu kendiliğindenlik, her bahar yinelik-yenidenlik muştusu. doğum yeniden. dirim yeniden. papatya da doğum da doğum, ölüm de doğum. çünkü aynı toprakta bıraktığı hikaye bir yıl sonra bıraktığı yerden devam ediyor. sadık papatya, ve cömert.
cömertliği kadar gücünün de simgesi olan bu diriliş sadakati kainattaki var oluş deviniminin de bir özeti.
tebessüm bu yüzden papatyada. hüzün yok. ümitsizlik yok. doğrusu yüksek bir kültürle alabildiğine zenginleşen hissediş tarzının yorucu ağırlığına mukabil papatya muslin bir beyaz giysi kadar sade ve hafif.
bu yüzden işte her yazıcı güllerin arasından, lalelerin devrinden, karanfillerin buğusundan geçerek bir papatya yazısı yazmayı özleyebilir.
yüksek şark kültürü papatyaya müstağni.
o daha ziyade plastik ifade gücü yüksek ya da stilize çiçekleri temaşa etme yanlısı.
kent bahçeciliğinin dayanıklı fakat sulamaya, çapalamaya, budamaya muhtaç çiçekler üzerindeki ısrarı papatyanın geleneksel sanatlarımızda inkişafına fırsat vermiyor. geleneksel sanatların arkasındaki behçede papatyaya yer yok çünkü. arka bahçesinde papatya yok osmanlı’nın.
ve yüksek kültür yazılı. halk kültürü sözlü oysa. papatya kırların çiçeği, orada yaşıyor, adı yok değil belki. kayda geçirilmemiş o kadar. yazmıyor, söylüyor sadece***********
n.bekiroğlu***********